Müzik kültürümüz

Şahsen 8 yaşımdan beri Rock müziğe bayılırım. Pop müzik’te sadece Tarkan’ımı dinlerim. Çünkü adam diğerleri gibi anlamsız şeyler söylemiyor, hepsinin bir anlamı var.

Benim takıldığım konu şu üçgen göz meseleleri, tabii böyle söyleyince kulağa ürkünç gelebilir. Mesela YouTube’a girip bakarsanız neredeyse her anlamlı müzik klibinden birşeyler çıkarmışlar. Şeytan işaretleri, üçgenler, gözler, boynuz işaretleri, el kol işaretleri, mimikler, cinsel öğeler vs.

Doğru mu bilmem ama müzikte kullanılanlara inanmıyorum. Çünkü o üçgenler ve gözlerin İsrail, Türkiye planının sembolü olduğunu hepimiz biliyoruz. (Hani gizliydi bu?)

Bunu es geçin, böyle şeylerle beynimizi meşgul edersek en önemli olayları gözden kaçırmamız büyük bir olası. Zaten Türk halkı olarak, büyük oranda genç nüfusa sahip olmamızdan dolayı teknolojiye yüksek ölçüde bağımlılığımız var. Yani böyle sembollerle kafamızı yormamız, ruh sağlığımıza zarar vermemiz olası.

Türk halkının müzik zevkini saçma buluyorum. Mesela 2014 yılında kızların çoğu saçını pembeye boyardı, şimdi sarıya boyayıp yanlardan bağlıyor. Yani git gide zehirleniyoruz ve saçmamıyoruz.

Ah nerde o Cem Karaca’lar, Mehmet Barış Manço’lar, şimdinin Ogün Şanlısoy’u, bilmem bilir misiniz Sıfır Km’yi?

Nerden bileceksiniz ki?

Arabeks olarak Ahmet Kaya 2016’da hep dinlenirdi ama şimdi yine o ya Arap müziklerini ya da yabancı müzikleri duyuyorum.

Elbette kulak sizin kulağınız ama sesini kısın bu kulak da bizim kulağımız…

Kaliteli Rock grupları listesi

Manga

Duman

Nükleer Başlıklı Kız

3nokta1

Sıfır Km

Almora (Türkiye’nin ilk senfonik Rock grubu!)

Diken

Kurban

Gece

Püz

TNK

Umut Kaya

Ogün Şanlısoy

Teoman

Şebnem Ferah (Kraliçe👑)

You May Kiss The Bride (aslında Türk’ler ama ‘burda bizi kimse anlamaz’ deyip yurt dışına gitmişler)

İrem Candar (Teoman’la en güzel düitleri yapan kadın 🙂)

Ozan Gülümser (Solo Metalci)

Kıraç (bilmeyen ölsün!)

Hayko Cepkin

Yabancı olarak Halestorm’u dinlemenizi tavsiye ediyorum.

Ama Rock müziği en iyi şekilde yapanlar kuşkusuz Japon’lar. Mesela;

The GazettE

Sokak Kralı 4.Bölüm

Devamı olmayan betimlemesini güzel yaptığım bir hikâyeydi.

Yatağına uzanmış, öylece halının üstünde duran açık, para dolu çantalara bakıyordu.

“Demek sarı kız 1 milyon ediyor…”

‘Millet 1 liraya bile muhtaçkan benim 1 milyon’um var.’

Yüzündeki sahte gülümsemesi yavaş yavaş solduğunda bu parayı ne yapması gerektiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Sanki kendisiyle dalga geçilmiş ve aşağlanmış gibi hissediyordu. Sanki herşey bir oyunmuşta bu paralar sahteymiş gibi.

“Bu parayla ne yapacağım ki ben?”

Parayla herşeyi yapabileceğirin farkındaydı ama ne yapacağına karar veremiyordu. Mesela fahişe satın alabilirdi, yat, ev, araba, dükkan açabilirdi, cinâyet işleyip üstünü rahatlıkla örtebilirdi…

“Ah!”

Yataktan doğrulup kafasını sol taraftaki duvara vurdu.

“Ben onu kurtarmadım!”

Elleriyle saçlarını yolmaya başladığında o gece neden o sahile koştuğunu düşünmeye başladı.

“Ben onu kurtarmak için tek bir hamle bile yapmadım, sadece sesimi duyduklarında dikkat çektim o kadar!”

Ayağa kalkıp evdeki bütün eşyaları yerle bir ederken odasının camına bir taş atıldı ve içeri düştü. Ejder kağıda sarılı taşı alıp kağıtta yazan yazıyı okudu.

“Sen de arkadaşın gibi çok yakında öleceksin korkak kahraman!”

Ejder öfkeyle dişlerini sıkıp elindeki taşı aşağı fırlattı. Kağıdı yırtıp etrafa saçtığında elini saçına geçirip yatağının kenarına oturdu.

“Bu para yetmezmiş gibi birde organ mafyası peşime düşecek, aman ne güzel!”

Sokak Kralı 3.Bölüm

1 hafta sonra

Tahmini tutmuştu gazeteler, televizyonlar ve bütün semt Kadıköy’deki organ mafyasının yakalanmasından ve her birinin çeşitli suçlardan 6 yıl boyunca ceza almasından bahsediyordu.

Ejder onaylamaz şekilde kafasını iki yana sallayıp biten sigarasını camdan aşağı attı.

“Bu onlara ödül gibi gelmiştir eminim.”

Başını koltuğa iyice yaslarken ayaklarını pufa koyup ellerini ensesinde birleştirdi. Güneşli olan pazar gününü evinde tembellik yaparak geçiriyordu. Çünkü yapacak başka birşeyi yoktu. Koltuğun tepesinde ki kumandayı alıp televizyonu kapattığında kapısı çaldı.

‘Seçimler yaklaştığına göre aracılar geldi, hıh çalar çalar giderler.’

Gözlerini kapatıp çalan kapı sesini umursamamaya çalıştı. Ancak bu ses uykuya dalmasına engel oluyordu. Çatık kaşlarıyla yerinden huysuzca kalkıp kapıya ilerledi. Delikten bakmadan kapıyı açtığında şaşkınlıktan ağzı açık kaldı.

“Merhaba.”

O akşam ki sarışın kız karşısında duruyordu iyi de neden gelmişti ki?

Ejder kapı aralığından kıza şaşkınca bakarken kız kapıyı itip içeri girdi.

“Şey, beni o gün kurtardığın için teşekkür etmeye geldim.”

Ejder karşısında o geceye nazaran giyindiği güzel ve lüks elbiselerini süzdü. Siyah parlak bluz’u, siyah taytı ve siyah, uzun, parıltılı botları hiç de sıradan insanların giyeceği türden değildi. Gözleri eline kaydığında çantasına astığı tüylü atkıya ve gerçek deri olduğunu belli eden siyah çantasına baktı. Kız salonla giriş kapısının önünde durmuş kendisini süzen oğlana bakarken gülümsemesine engel olamadı. Ejder’in bakışları kızın gözlerine kaydığında onun da kendisini süzdüğünü fark etti ve kendine gelmek için gözlerini kaçırıp tekrar ona baktı.

“Şey, teşekkür ettiniz zaten fazlasına gerek yok.”

Ejder kapıyı kapatmaya yeltendiğinde kız kapıda duran elini tuttu.

“Dur, getirin.”

Ejder şaşkınca kıza bakarken 2 tane takım elbiseli adam elindeki çantaları adamın önüne bıraktı.

“O adamlar beni fidye için kaçırmışlardı. Üvey annem o gece babamı uyutmuş, babam da fidye parasını getirmediği için beni öldürmeye karar vermişlerdi ama sen beni kurtardın bu da gerçek teşekkürüm.”

Ejder yutkunduğunda boğazında acı hissetti. Kız Evden çıkıp giderken kapıyı kapatıp, yaslandı. Sağ tarafta duran çantalara baktığında gülümsedi, gülümsemesi yayıldığında büyük bir kahkaha atmaya başladı. Sahte kahkahaları içinde gülmekten öleceğini hissedene ve bir rüyada olmadığını anlayana dek güldü.

Bu bölümün güzel olduğundan hiç emin olamadım, maksat devamının gelmesiydi ve duygusuzca yazdım, aklıma geldiği gibi.

Kitap platformları ve fikirlerimiz

Çoğunuz bilir ki internet geliştikçe işimiz kolaylaşıyor. Android, Laptop, Bilgisayar gibi teknolojik ürünlerde kitap yazma programları veya uygulamaları vardır.

Bu programlar hayatımızı kolaylaştırır, hatta Türkiye’deki birçok kişi aklındaki fikirleri o uygulamalarda yazarak topluma sunar.

Ancak, etrafımıza şöyle bir bakınca bu kitapların içeriği çok kalitesiz, paranın kölesi olan yayın evleri bu kitapları kullanarak para kazanırken ortada ‘Ben yazarım!’ diye dolaşan 18 yaş ve altı çocuklar/ergenler var.

Ayrıca fikirlerini bu tür platformlara yazabilenler kadar yazamayanlar da var. Mesela ben ikinci kısma giriyorum. Bu sorunun 7 sınıfta derslerde ders işlemeyip Coca Cola’nın zararlarından bahseden Türkçe öğretmenimi sorumlu tutuyorum çünkü ben sözelciyim. Eminim benimle benzer durumlarda olanlar, böyle sorumsuz öğretmenlere denk gelenler vardır, yoksa da bu benim şansızlığım.

Hal böyle olunca isim ekleri ve telefon klavyesi alışkanlıkları ve göz hastalıklarım yüzünden (birde vakit bulamadığım işim) fikirlerimi platformlarda yansıtamıyorum.

Fikirlerimin konu başlıkları ise Aksiyon, Bilim kurgu, Gizem Gerilim gibi alanlara dayalı. İlk bölümü yazsam ikincisini getiremem, hoş getirsem bile okuyucuların ilgisini çekmez geneli aşk hikâyelerini bayıla bayıla okuyan kesim.

Açıkçası piyasanın bu batık uygulamalarında işimin ne olduğunu bende anlamasam da ‘Kağıda dökemiyorum bari telefonda deneyeyim’ Fikri hep mantıklı geliyor.

Silip silip indirdiğim kitapların başlıklarını görünce sinir krizi geçirdiğim hatta ağladığım bile olmuştur. Kaliteli kitaplar okunmuyor ama ‘Kitap’ adı verilen paçavraların okunması da gücüme gidiyor.

Birde benim sadist ilham meleğim gecenin bilmem kaçında geldiği için işim iyice zorlanıyor, çözüm bulamıyorum!

Sokak Kralı 2.Bölüm

Pardesülü adam tetiği çektiğinde hafifçe gülümseyip ayağa kalktı. Gözleri kızın oturduğu taşlara kaydığında hızla kaçışını izledi.

“Sen arkadaşını öldürdüğümüz korkak velet değil misin?”

Ejder derin bir nefes alıp adama baktı.

“Evet, ben kimseyi kurtaramayacak kadar korkak biriyim, öldür beni emin ol bu benim için en iyisi.”

Adam tek kaşını kaldırıp Ejder’in ciddi yüz ifadesini inceledi ve abartılı bir kahkaha attı.

“Böyle söyleyerek kahraman ünvanı mı kazanmaya çalışıyorsun?…”

“İşte orada!”

Pardesülü adam arkasına dönerken ona silah doğrultan polisleri ve kaçan kızı gördü.

“Nalet olsun!”

Ejder gülümsemeyi bilmediğinden sadece mimik yapmakla yetindi. Polisler takım elbiseli adamları kelepçeleyip arabaya bindirirken kız ona yaklaştı.

“Şey, zamanında gelmeseydin ölebilirdim.”

Ejder şaşkınlıkla kıza döndüğünde, merakından orada olduğunu söyleyemedi, çünkü kendisi de o an neden oraya gittiğini bilmiyordu. Ağzı açık sarışın kıza bakarken ilk defa onun bu kadar güzel olduğunu fark etti. Kıza ne cevap vereceğini bilmeden arkasına dönüp ordan uzaklaştı ve yalandan bir gülümseme takındı.

“Demek ölmeden de kahraman olunuyormuş, ama kahramanlar korkak olmaz…”

Gecenin karanlığında üçüncü kez evinin yoluna giderken ertesi gün herkesin bu olaydan bahsedeceğine ve o kızı bir daha görmeyeceğine emindi.

4 Bölümlük Hikâye

Hikâyemin adı Sokak Kralı

Genç adam ıslık çalıp ayağının önündeki teneke kutuyu tekmelerken soğuk rüzgarın esintisi yüzünü yalayıp geçti. Onu rüzgardan koruyan krem rengi yeni ceketi üşümesini önlüyordu. Rüzgarda savrulan siyah kahküllerinin alnına düşmesini umursamadan yol kenarında yürümeye devam etti. Küçük bir çocuğu andıran yüzü, kısa boyu ve küçük burnu büyümeyen bir çocuğu andırsa da görünüşüne nazaran hep ciddi bir yüz ifadesi takınırdı.

Aniden durdu ve başını yerden kaldırdı. Gece geç saat olduğu için cadde üzerindeki bütün dükkanlar kapanmış sadece, mahalle içlerindeki eğlence mekanlarının tiz sesi geiyordu kulağına. Sağ tarafa döndüğünde İstanbul boğazının dalgalarının Kadıköy iskelesini ıslattığını gördü. Başını yukarı kaldırıp göğe baktığında rüzgarın kuvveti arttı. Ne düşünmesi ya da ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu. Normalde olsa Mert ile birlikte muhtemelen sahilde içerlerdi. Ama yoktu. 2 hafta önce Kadıköy’ün en tehlikeli çetesi tarafından infaz edilmişti.

“Sanırım yine yalnız kaldım.”

Başını tekrar yere eğdi, ıslık çalmaya başlayıp geldiği yöne döndüğünde önünden aniden bir kız geçip ok gibi koşarak yola fırladı. Kızın eli göğüsüne çarptığında yere düşmekten refleksi sayesinde kurtuldu. Kıza şaşkınlıkla bakarken sahil kenarına koştuğunu gördü.

‘Genç bir Hanım’ın bu saatte sokakta ne işi olur ki?’

Derin bir nefes alıp tekrar yoluna dönerken yine birkaç adam elinde silahlarla önünden geçip karşıya koştu. Onu itekleyen adam yüzünden dengesini kaybedip yere düştüğünde hatırladı.

‘Mert’i öldüren çetenin adamları değil mi onlar? Neden bir kızın peşinden koşuyorlar ki?… Yoksa onu da mı?… İyi de bundan banane.’

Yerden kalkıp gözlerini kapattı.

‘Kahramanlık yapmaya çalışma Ejder!’

Kendine verdiği telkinden sonra tekrar arkasına döndü. Aniden sahil tarafından gelen silah sesleri kulağına ulaştı. Durdu ve ardına baktı.

‘Öldürdüler mi acaba?’

Umutsuzca önüne dönüp evine doğru ilerlemeye başladı. Bu her zaman ki kan akan günlerden biriydi. Kimsenin umrunda değildi ve olmamalıydı.

Zaten Mert’i de bu yüzden öldürmüşlerdi. Çetenin kaçırıp organlarını alamadığı birkaç insana elinden kaçmalarına yardım etmişti. Silah seslerinin eksik olmadığı bu semtte adalet değil para ve rüşvet konuşurdu. Yokuştan yukarı doğru yürürken silah seslerine uyanan sakinler lambalarını yakmış ve pencerenin önünde toplanmıştı. Ejder kızın korkuyla nasıl koştuğunu hatırlamamaya çalışırken sahil tarafından bir ses yankılandı.

“İmdat!”

Durdu ve tuttuğunu fark etmediği nefesini dışarı bıraktı.

“Henüz ölmemiş, onu kurtarabilir miyim?”

Hızla arkasına dönüp koşmaya başladığında birkaç el daha silah sesi yankılandı. Hızla sahilde koşarken bu sefer yağmur başladı ve rüzgar durdu. Topukları krem rengi ceketine değerken çoktan sırılsıklam olmuştu. Sahile vardığında gördüğü manzaraya şaşırmadı ama kızı kurtarıp kurtarmamakta da kararsızdı.

“Lütfen, lütfen beni öldürmeyin, kimseye birşey anlatmam, lütfen!”

Adamların önünde, kayalıkların üstünde, yere diz çökmüş ağlayan kız, işe yaramayacağını bile bile gözlerini kapatıp yalvarmaya devam etti. Ejder ise az ilerideki kalın gövdeli ağacın arkasına saklanmış olanları izliyordu. 2 takım elbiseli ve pardüseli bir adam vardı. Pardüseli adamın çetenin liderinin oğlu olduğunu biliyordu. Kıza doğrulttuğu silahın tetiğini çektiğinde Ejder ne yapabileceğini düşündü. Avuçlarına baktığında yavaşça yere çöktü.

“Ben birşey yapamam ki, onu kurtaramam.”

Yere oturup sırtını ağaca yasladığında yanına gelen adım seslerini duyup başını kaldırdı.

“Bak, bak burada kimler varmış?”

Karşısındaki pardesülü adam ona sırıtıp silahı doğrulttuğunda bu sefer kendisi tehlikedeydi.

Hikâyenin betimlemesi güzel geldi değil mi 🙂